90’lı yıllardan ilk jenerasyon akıllı saat: Ruputer-Seiko

Akıllı saatler son yıllarda pek çoğumuzun kolundan düşürmediği cüzdan gibi yanında taşıdığı bir nesne haline geldi. Hatta yeri geliyor spor, koşu gibi fiziksel aktivite sırasında taşınabilirlik bakımından  telefonlarımızın bile yerine geçiyor. Fakat siz de herkes gibi akıllı saatlerin akıllı telefonlardan baz alınarak son 10 yılda ortaya çıktığını sanıyorsanız maalesefki yanılıyorsunuz.

Japon saat devi Seiko markası 1998 yılında dünyanın ilk akıllı saati olan ‘The Ruputer’ı piyasaya sürdü. Seiko o yıllarda ilk giyilebilir/taşınabilir bilgisayar saati olarak reklamını yaptığı için saat daha sonra ‘OnHand PC’ olarak da adlandırıldı. Aslında bağlantı kablosu diyebileceğimiz küçük bir yerleştirme istasyonuna takılarak PC’ye bağlanabilen bir saat tasarımı idi. Ekran altında bulunan bir joystick sayesinde ekran arayüzünde gezinebilir, not yazabilir, takvim randevuları yapabilir, yapılacaklar listenizi güncelleyebilir ve hesap makinesini kullanabilirsiniz. Ve tabiki içinde bulunan basit düzeyde oyunlarla da bi süre kendinizi eğlendirebilirsiniz.

seiko ruputer ilk jenerasyon akıllı saat 2

Fakat elbetteki saatin olumsuz yanları da mevcut. İlk olarak en önemli dezavantajı şaşırmayacağımız üzere pil ömrünün çok kısıtlı olması. Saat şarj edilebilir bir hücre girişi bulundurmuyor yani dolayısıyla şarj makinesi yok ve şarj edemiyorsunuz. Yani bildiğimiz klasik saatler gibi pil ile çalışma sistemine sahip ve üstelik 2 tane saat pilini aynı anda takmanız gerekiyor. Ve en şok edici yanı ise bu pillerin 30 saat içerisinde tamamen bitiyor olması. Evet yanlış duymadınız gerçekten nerdeyse bir Apple telefon kadar dayanıyor. Ki Apple telefonların şarj sorunu günümüzün en popüler sorunlarından biri fakat en azından onların bi şarj ünitesi var . Şarj etmek ve sürekli pil değiştirmenin aynı zorluk ve maddi imkanlar dahilinde olmadığı apaçık ortada.Bu da ne yazıkki The Ruputer adına pek tüketici dostu bir profil oluşturmuyor. Bir diğer olumsuz yanı ise yazı yazmanın çok da işlevsel olmadığı. Tek bir joystiği ekran üstünde her bir harfin üstüne tek tek götürüp basmak gerekiyor ki bu epeyce zahmetli bir iş. Ekranı görece büyük ve 102X64 LCD olmasına rağmen yazı yazmak kullanıcılar için bir angarya olarak görülüyordu. Fakat  saat gibi elektronik aletlerde yazı yazmanın zaten çok da önem verilen bir husus olmaması en azından piyasaya sürüldüğü yıl göz önünde bulundurulduğunda göz ardı edilebilir bir özellik denebilir. Ayrıca bazı kullanıcılar The Ruputer için bilekte fazla büyük ve hacimli olduğu gömlek içine giyemedikleri ve sürekli kıyafet üstüne takmak zorunda kaldıklarını ifade etmişler. 90’lar ve 00’lerde olan küçük kol saati modası düşünüldüğünde hacimli bir saatin o dönemki kullanıcı için zorlu olması anlaşılabilir bir durum oluyor.

seiko ruputer ilk jenerasyon akıllı saat

Ancak genel olarak 22 yıl önce de elektronik aletlerimizle yaşadığımız büyüklük, pil ömrü gibi konularda bir arpa boyu yol katettiğimizi görmek biraz düşündürmüyor değil.

Velhasıl aslında Seiko’nun başına gelen şey ürettikleri teknolojinin eski dünyanın düşünce tarzına hitap etmeyişi idi. O dönemin insanlarının böyle bir teknolojiye ihtiyacı yoktu ve maalesefki ürün dünya içerisinde kedine yer edinemeden piyasadan çekilmek zorunda kaldı. Günümüzde bile akıllı saatler akıllı telefonların yan ürünü olarak görülürken o dönem için yapılmış zamanının ötesinde bir yatırım olarak teknolojinin tozlu rafarında yerini almak zorunda kaldı. Şu anda da bazı teknolojik alet koleksiyoncularında bulabilir veya ürünle ilgili açık incelemelere internet üzerinden ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir